• azmak çayı

    4.
    Kendi galerimden.
    azmak çayı
    5 -1 ... louisa clark
  • anın görüntüsü

    36761.
    Uzuuun zaman sonra bugün hava inanılmaz rüzgarlı. En sevdiğim. Dr.jekyll ve mr.hyde ise bir çırpıda okunabilecek kitap. Konusunu bilen bilir. Dizisi çok kötü. 20dk anca dayanabilmiştim. Okulum açıldığında türkçe olarak kitap okumaya pek vaktim olmuyor ve hala bitirmek isteyip bitiremediklerim var... şu günleri 34 saate çıkarsalar bari. Heheh.
    anın görüntüsü
    13 -1 ... louisa clark
  • sözlük yazarlarının ruh halleri

    15187.
    sözlük yazarlarının ruh halleri
    5 ... louisa clark
  • and then there were none

    50.
    agatha christie'nin aynı adlı romanından uyarlanan 3 bölümlük mini dizi. muazzam bir kurgu. kitabı ayrı dizisi ayrı güzel. türkçe'ye "on küçük zenci" diye çevrilmiştir.
    birtakım cinayetler işleyen fakat bu işlediği cinayetleri yeterli kanıt olmadığı için suçlu bulunmayan on kişi indian/soldier island denilen adaya bay u.n. own tarafından davet edilir. davetlilerin tamamı geldiğinde güzel bir akşam yemeği yenir, bu sahne insana leonardo da vinci'nin "son akşam yemeği" tablosunu düşündürüyor. yemekten sonra olacakların yani bir nevi 'fırtına öncesi sessizlik' hissettiriliyor.
    and then there were none
    sonrasında olaylar başlıyor.
    şöyle bir adada hapsolduğunuzu ve adanın içinde kimin işlediği belli olmayan cinayetler yaşandığını düşünmek insanı inanılmaz geriyor.
    and then there were none

    --spoiler--
    kitabın bence en etkileyici kısmı sonda yer alan katilin mektubudur. kendine göre adaleti sağlamaya çalışan katil cinayetleri ne sırada ve soğukkanlılıkla nasıl işlediğini anlatır.
    mektubu okurken mozart-lacrimosa zihnimde çaldı. sanki o an gerçekten yaşansaydı bu eserle tamamlanırdı. https://video.uludagsozluk.com/v/insanı-dehşete-düşüren-klasik-eserler-88119/



    "Şimdi Zenci Adası’nın mekanizmasının nasıl çalıştığına gelelim. Adanın satın alınışında ve benim izlerimin örtülmesinde Morris’i kullanmak Güç olmadı. Adam bu işlerin mütehassısıydı. Seçtiğim kurbanlar hakkında toplamış olduğum bilgi sayesinde hazırladığım plan kusursuz olarak tatbik safhasına girdi ve bütün misafirlerim, ben de dahil olmak üzere, sekiz ağustos da Zenci Adası’na ayak bastılar.

    Morris’in işini evvelce görmüştüm. Midesinden rahatsızdı. Londra’dan ayrılmadan evvel mide ağrılarıma ve hazımsızlığıma iyi geldiğini söyleyerek bir ilaç verdim. Bunu gece yatmadan önce içmesini tembih ettim. Hapı tereddütsüz kabul etti. Morris’in çok dikkatli ve tedbirli bir adam olduğunu biliyordum. Ölümünde sonra bütün evrakları didik edilse izime rastlanmayacağından emindim.

    Adadaki ölümleri sırası benim tarafımdan hususi maksatla ve dikkatle tanzim edilmişti. Misafirlerimin arasında suçlular derece dereceydi. Suçu en hafif olanın önce ölecek diğer soğukkanlı katillerle birlikte aynı korku ve vicdan azabını çekmemelerini düşünmüştüm.
    Bunun için Antony Marston ve Mrs. Rogers evvela öldüler. Birincisi aniden, ikincisi de yattığı uykudan uyanamayarak rahatça öldü. Marston birçoklarımız gibi doğuştan mesuliyet sahibi olmayan biriydi. Onun için yaptığı kazalardan dolayı adadaki diğer canilerle bir tutulamazdı. Mrs. Rogers’a gelince, kadının herşeyi kocasının isteği üzerine yaptığı belliydi.
    Bu ikisinin ölümlerini uzun uzun izah etmeye lüzum görmüyorum. Polis bu iki cesedin ölüm nedenini rahatlıkla ortaya çıkaracaktır. Potasyum siyanür evlerde böcekleri öldürmek için kullanılan ve ele geçirilmesi gayet kolay olan bir zehirdir. gramafon plağının ithamlarından sonra meydana gelen gergin hava sonunda Marston’ın boş içki kadehine bir miktar koymak benim için zor olmadı.

    Son zamanlarda sancılarımın artması yüzünden doktor bana hayli kuvvetli bir uyku ilacı vermişti. Bunu kullanmayarak bir stok yapmıştım. Bunu Mrs.Roger’in kadehine boşaltıverdim.General Macarthur’un ölümü de hayli eziyetsiz oldu.Arkasından yanına sokulduğumu duymadı. Tabii, terastan ayrılarak generali öldüreceğim zamanı gayet iyi şeçmem gerekiyordu. Bunda da muvaffak oldum.

    Benim teklifim üzerine adada bir arama yapıldı. Ve sağ kalan biz yedi kişiden başka hiçbir canlının bulunmadığı anlaşıldı. Bu, derhal ortada bir şüphe havasının uyanmasına neden oldu. Planıma göre müttefike ihtiyacım vardı. bu iş için de Dr.Armstrong’u seçtim. Çünkü Armstrong beni uzaktan tanıyor ve meslektaşlarım arasındaki itibarımı biliyordu. Benim katil olabileceğimi aklının ucundan bile geçirmiyordu. Bütün şüpheleri Lombard’ın üzerineydi. Ben de şüphelerinde haklı olduğunu belirten imalarda bulunuyordum. Bir ara ona katili tuzağa düşürmek için bir plan hazırladığımı fısıldadım.

    On ağustos sabahı Rogers’i öldürdüm. Ocağı yakmak için odun kırıyordu. Arkadasn yaklaştığımı duymadı. Yemek odasının anahtarını cebinde buldum. Zenci bibloların eksilmemesi için odayı kilitlemiş, anahtarı da cebine koymuştu.

    Rogers’in cesedinin bulunuşundan sonra meydana gelen karışıklıktan yararlanarak Lombard’ın tabancasını aldım. Yanında tabanca olduğunu biliyordum.Daha doğrusu Moris’e Lombard’a tabanca almasını söylemesi için talimat vermiştim.

    O sabah kahvaltıda cebimde kalan biraz uyku ilacını Miss Brent’in fincanına kahve koyarken boşalttım. Biraz sonra yemek odasına girdiğimde ihtiyar kızın yarı yarıya kendinden geçmiş olduğunu gördüm. Bu vaziyette enjektörle boyun damarlarının içine bir miktar siyanür göndermem çok zor olmadı. Camda dolaşan eşek arısı hakikaten çocukça bir şeydi. Şiirin mısralarına sadık kalmaya çalışıyordum.

    Bundan hemen sonra beklediğim şeyle karşılaştım. Daha doğrusu bunu ben teklif ettim. Ve birlikte bütün evin içini birbirimizin üstüne kadar aradık. Tabancayı iyi bir yere saklamıştım. Zaten yanımda getirdiğim siyanür ve uyku ilacı da bitmişti. Bundan sonra, Armstrong’ planımızı tatbik etme zamanının geldiğini söyledim. Plan şuydu; ben öldürülmüş rolü yaparak katili tuzağa düşürecektim. Katil tuzağa düşmese bile ben ölü olacağımdan serbestçe hareket edip herkesi gözetleyebilecektim.

    Armstron’un bu fikre aklı yatmıştı. Planı o gece tatbik ettik. Alnıma yapıştırılan biraz kırmızı çamur, kırmızı banyo perdesi, ve peruk yerine geçen gri yün dekoru tamamlamaya yetti. Elektrik olmadığından mumların titrek ışığı işimi kolaylaştırdı. Dr.Armstrong’un beni muayene ettikten sonra heyecan ve korku içinde olan diğerlerinin yanıma sokulmayacaklarından emindim.
    Plan mükemmel tatbik edildi. Gayet iyi düşünerek odasına astığım yosunlar Miss Claythorne’un çığlıklarla evi ayağa kaldırmasına yetti. Herkes yukarı koştuğundan öldürülmüş adam pozu almaya rahatça vaktim oldu.

    Beni ölmüş vaziyette gördükleri zaman hepsi tam beklediğim şekilde hareket ettiler. Armstrong rolünde en az profesyonel bir aktör kadar iyiydi.beni yukarı, odama taşıyıp yatağıma yatırdılar. Birbirlerinden o kadar korkuyor, o kadar şüpheleniyorlardı ki, benimle kimsenin alakadar olduğu yoktu.
    O gece saat ikiye çeyrek kala Armstrong’la dışarıda buluşacaktık. Onu evin arkasındaki kayaların üzerine çıkardım. Hiçbir şeyden şüphelenmemişti. Fakat o saçma çocuk şiirini hatırlamış olsaydı çok dikkatli olması gerektiğimi anlayacaktı.

    Doktorun işini görmek kolay oldu. Kayalardan aşağı bakarak mağara gibi bir şey gördüğümü söyledim. O da eğilip bakarken arkasından ittim. Sonra eve döndüm. Blore’in işittiği herhalde benim ayak seslerimdi. Birkaç dakika sonra Armstrong’un odasındaydım. Bu defa birinin işitmesi için biraz gürültü yaparak odadan çıktım. Merdivenlerin sonuna vardığım zaman yukarıda bir kapının açıldığını duydum. Peşimden merdivenleri inen kimse ben ön kapıdan çıkarken gölgemi görmüş olmalıydı.

    Peşime düşmelerinden bir iki dakika evvel evin etrafını dolaşarak evvelce açık bırakmış olduğum pencereden yemek odasına girdim. Pencereyi kapadım. Sonra zenci bebeklerden birini ve camı kırıp yukarı çıktım. Odama girerek uzandım.
    Evi tekrar arayacaklarını tahmin ediyordum. Fakat cesetleri dikkatlice muayene etmeyeceklerinden emindim. Nitekim, tahmin ettiğim gibi,üzerime örtülmüş çarşafın ucunu şöyle bir kaldırıp yüzüme bakarak odamdan çıkıp gittiler.

    Bu arada Lombard’ın tabancasını nereye koyduğumu söylemeyi unuttum.galiba. Arama sırasında tabancanın nerede saklı olduğunu da merak eden olabilir. Kilerde bir yığın konserve kutusu vardı. En alttaki bisküvi kutularından birini açtım, içinden bir miktarını başaltarak tabancayı içine koydum ve kapağı dikkatlice kapadım.
    Hiç dokunulmamış gibi duran konserve kutularının içini kimsenin aramayacağını biliyordum.
    Nihayet en heyecanlandığım an gelmişti. Adada birbirinde çılgın gibi korkan üç kişi kalmıştı ve bunlardan birinin elinde bir tabanca vardı. Onları evin penceresinden dikkatlice izliyordum. Blore eve doğru gelirken büyük mermer saati pencerenin yanına getirerek bekledim ve işini bitiriverdim.

    Gene evin penceresinden Vera Claythorne’ın Philip Lombard’ı vuruşunu seyrettim. Çok cesur bir kadın olduğunu daha ilk görüşümde anlamıştım. Lombard ölür ölmez Vera’nın odasını hazırladım.
    Çok enteresan bir psikolojik tecrübeye girişmiştim. Acaba genç kızın vicdanındaki suçluluk duygusu, içinde bulunduğu sinir gerginliğinin yardımıyla ve yeni bir işledikten sonra etrafında gereken dekor ve atmosfer yaratıldığı takdirde kendi kendini cezalandırmaya yetecek miydi? Yeteceğini tahmin ediyordum. Yanılmamışım. Vera kendisini odasında gardrobun kenarına saklanmış bulunan benim gözlerim önünde astı.

    Nihayet son olarak, benim kızın ayağının altındaki iskemleyi çekmem ve yerine koymam kalmıştı. Sonra tabancayı aradım ve onu kızın düşürdüğü yerde merdivenlerin yanında buldum. Üzerindeki parmak izlerini bozmayacak şekilde aldım.
    Ve nihayet….
    Yazımı bitireceğim ve bir şişeye koyup ağzını sıkıca kapayıp mühürledikten sonra denize atacağım.
    Niçin?
    Evet niçin?

    Daima kimsenin içinden çıkamayacağı esrarengiz bir cinayet işlemeyi arzu edip durmuştum.
    Fakat şimdi şunu anlamış bulunuyorum ki, hiçbir sanatkar şaheserini sadece kendi görerek tatmin olamaz. Sanatkarı asıl tatmin eden şey eseri değil, onun meydana getirdiği takdir ve alkışlardır.
    Bütün insanlar önünde şunu itiraf ediyorum ki, ben de ne kadar zeki ve kurnaz olduğumun herkes tarafından takdir edilmesini isteyen bir zavallıyım...
    intiharımın şöyle olacağını tahmin ediyorum:
    ipek mendille tutacağım tabancanın tetiğini çekince kolum yana düşecek. Serbest kalan tabanca, lastiğin çekişiyle kapının tokmağına çarparak odanın dışına düşecek. Gözlüğün kordonu da vücudumun altında bulunan gözlüğümün yanında masum bir tavırla sallanacak. Yerde görülecek olan mendil de kimsen,n dikkatini çekmeyecek.
    Cesedim yatağımda yatarken ve kader arkadaşlarımın da zannettikleri gibi alnımdan vurulmuş olarak bulunacak. Ölüm vakti, cesetlerimiz çok geç ele geçirileceğinden tam olarak tespit edilemeyecek ve kurbanların ölüm sıraları hatıra defterlerinde yazılanlara uygun şekilde olduğu kabul edilecek.
    Deniz sükunet bulduğu zaman adaya kayıklar ve insanlar gelecek
    Ve herkes 10 ceset ile Zenci adasının, bu mektup bulunamazsa, hiçbir zaman çözülemeyecek olan esrarı ile karşı karşıya kalacak...

    Lawrance Wargrave”

    --spoiler--
    2 -1 ... louisa clark
  • sözlük yazarlarının itirafları

    172495.
    Bugün insanlık için küçük, kendim için büyük bir adım attım. Kendime ev tuttum! Günlerdir onlarca daire gezdim, cins ev sahipleriyle karşılaştım, bazı dairelerin çirkinliğinden koşarak uzaklaştım ve bugün nihayet son kararımı verip hayatımda ilk defa "kiracı" olarak bir sözleşme imzaladım. Bana en çok hitap eden, bol bol ışık alan ve bir deniz manzarasi olmasa da yeşillik görüp içimin açılmasını sağlayacak ufacık tefecik ama içeri girdiğim an beni huzurlandıran bir ev... güvenlikli olmasi da "yalnız yaşamak benim için tehlikeli olur mu?" Düşüncesini ortadan kaldırıyor. Çünkü en çok tedirgin eden buydu.

    Yalnız yaşamanın nasıl olduğunu ilk defa bu yıl öğreneceğim. Bunu uzun zamandır istiyordum ama bir yandan çok yalnız hissedip mutsuz olur muyum acaba diye de düşünüyorum. Harcamalarımı da kısmam gerekecek, kafam estiği gibi alışveriş yapamayacağım. Benim için iyi bir tecrübe olacağını düşünüyorum. Umarım birkaç ay sonra yine bu başlığa çok yalnız hissediyorum diye ağlamam. Eğer öyle olursa bir ihtimal ev arkadaşi bulmaya çalışırım. En başında biriyle çıkmak istememe sebebim sorumsuzluğa asla gelemiyor oluşum. Daha başka şeyler de var ama uzun uzun yazmak zor geliyor. En iyisi yakin olduğum kişilerin arada bir yanıma gelmesi.

    Evime (hemen de sahiplendim) nasıl yeni şeyler alsam diye düşünerek uyuyacağım bu gece. Aslında çok yorgunum belki hiç düşünmeden uyurum...
    21 -1 ... louisa clark
  • eylül

    687.
    Ekim ile birlikte en sevdiğim aydır. Yazın bunaltıcı sıcaklarının bir nebze de olsa dindiği, dışarda ruzgarli havada gezinmenin en güzel olduğu aydır. Rüzgarı ve yağmuru çok seviyorum.
    8 ... louisa clark
  • unutulmayan film replikleri

    217.
    unutulmayan film replikleri
    5 -1 ... louisa clark
  • the guernsey literary and potato peel pie society

    2.
    "belki de kitapların eşsiz okuyucularla buluşmasını sağlayan bir sırrı veya içgüdüsel bir çekiciliği vardır."

    çok güzel, sıcacık bir roman uyarlaması film. 2 saat boyunca gözlerim dolu şekilde izledim. bunun sebebiyse 'bir kitap insanları ne derece bir araya getirebilir?' fikrinin üstünde durmaları.
    Film ikinci dünya savaşı sırasında almanlar tarafından işgal edilmiş bir adayı ve adadaki bir grup sevdiği kişileri kaybetmiş insanların kurduğu kitap okuma derneğini anlatıyor. yalnız hissetmemek, vakit geçirmek amacıyla bu dernekte insanlar belli bir gün toplanıp kitap okuyorlar. bir süre sonra aile oluyorlar. ve bir de londra'da yaşayan juliet ashton isimli bir yazar var. bu yazarın bir kitabı tesadüf eseri kitap okuma derneğindeki dawsey adams'ın eline geçiyor. dawsey kitabı okuduktan sonra juliet'e mektup yazıyor shakespeare a ait bir kitabı kendisine yollamasını rica ediyor. juliet yolluyor tabii ki. ve ikisinin mektuplaşması devam ediyor ta ki juliet aradığı şeyi o adada ve bu dernekteki insanlarda bulabileceğini düşünüp adaya gitmeye karar verene kadar.

    "yeni dünyalar görmek için sadece bir muma ihtiyaç vardır."
    film, insanın kendini en çaresiz ve yalnız hissettiği anda kitapların kendine nasıl birer sığınak haline geldiğini çok güzel işliyor. ve ayrıca filmde geçen olayların çoğu yaşanmış. örneğin filmde çok cesur bir kadın karakter var, elizabeth. bu kişi Marie Ozanne adlı bir kadından esinlenme. daha fazlasını filmi izledikten sonra bu sitede bulabilirsiniz.:
    https://www.visitguernsey...guernsey-movie-true-story

    edebiyat sever her insan bence iki saatini bu filme ayırmalı. adanın güzelliği zaten filme başladıktan sonra insanı izlemeye ara bile verdirtmiyor. o kadar mükemmel. iyi ki bugün bu film karşıma çıktı ve izledim.
    the guernsey literary and potato peel pie society
    5 ... louisa clark
  • edgar allan poe

    279.
    alone

    From childhood’s hour I have not been
    As others were—I have not seen
    As others saw—I could not bring
    My passions from a common spring—
    From the same source I have not taken
    My sorrow—I could not awaken
    My heart to joy at the same tone—
    And all I lov’d—I lov’d alone—
    Then—in my childhood—in the dawn
    Of a most stormy life—was drawn
    From ev’ry depth of good and ill
    The mystery which binds me still—
    From the torrent, or the fountain—
    From the red cliff of the mountain—
    From the sun that ’round me roll’d
    In its autumn tint of gold—
    From the lightning in the sky
    As it pass’d me flying by—
    From the thunder, and the storm—
    And the cloud that took the form
    (When the rest of Heaven was blue)
    Of a demon in my view—

    yalnız

    çocukluktan bu yana olmadım
    diğerlerinin olduğu gibi; görmedim
    diğerlerinin gördüğü gibi;çekmedim
    tutkularımı diğerleriyle aynı kökten
    aynı kaynaktan almadım
    kederimi; uyandıramadım
    yüreğimi neşeye aynı hevesle;
    ve hep sevdim, sevdim tek başıma
    o zamanlar; çocukluğumda, şafağında
    fırtınalı bir hayatın, çekildi
    iyiliğin ve kötülüğün kuytularından
    beni tutsak eden o gizem
    şiddetli yağmurdan ya da çeşmeden
    dağın kızıl yamacından
    beni kuşatan güneşten
    altın sarısı sonbaharında
    gökyüzündeki yıldırımdan
    yanı başımdan akıp giden
    gök gürültüsü ve fırtınadan
    ve gözümün önünde
    (gökyüzü masmavi iken)
    şeytan şeklini alan buluttan.
    6 ... louisa clark
  • gecenin gif i

    2865.
    gecenin gif i
    9 ... louisa clark
  • kendini psikolog zanneden sözlük yazarları

    4.
    Yalnız Fark şu:
    Psikolog: 1000 tl verirsen seni dinlerim
    Sozlükten yazar: gardaşım bir şeye ihtiyacın var mı gardaşım
    10 ... louisa clark
  • anın görüntüsü

    35847.
    Elimi tutmaya çalışıyorum.
    anın görüntüsü
    18 -8 ... louisa clark
  • gecenin şarkısı

    32606.
    Gecenin şaheseridir.

    Pachelbel. https://youtu.be/Pppexz-KKig

    gecenin şarkısı
    2 -2 ... louisa clark
  • sözlükten sevgili bulmak

    529.
    Olabilitesi yüksek olaydir. Yazilariniza bakiyorum da çoğunluk fazlasıyla yalnız, sevilmek isteyen, başım okşansın diye sürekli arayış içinde olan kişiler. Hal böyle olunca da sözlükte kendine yakın hissettiği kişiyle anonim olmanın verdiği cesaretle konuşmaya başlıyor, karşı taraf da ilgiliyse olaylar numara vermeye ve buluşmaya kadar gidiyor. Ilgilenilmek ihtiyacı insana en yapmam dediği şeyi bile yaptirabilir. O yüzden bu konuda çok önyargılı cümleler kurmayın.

    Benim gözlemlediğim kadarıyla bu şekilde. Tabii bana kalırsa ben de sözlükten arkadaş edinmeye karşı değilim, hatta bu konudaki düşüncelerim tamamen değişti. Fakat sevgililik çok daha ileri bir boyut onun hakkında kendim adına konuşamam. Ben, benim için imkansiz derim sonrasinda belki kendimi bunu yaşıyorken bulurum. O yüzden büyük laf edemem.
    13 ... louisa clark
  • stalingrad muharebesi

    89.
    Stalingrad da, şimdiki adıyla volgograd, gerçekleşmiş ikinci dünya savaşının dönüm noktası olan muharebedir. Iki taraf da çok büyük kayıplar verdiği için bu şehre meat grinder(kıyma makinesi) da denmiştir. 2 milyon insanın hayatıni kaybettiği savaştır.

    93 yılındaki alman yapımı film de tam bir başyapıttır, mutlaka izlenilmelidir.
    https://m.imdb.com/title/tt0108211/
    4 ... louisa clark
  • yazarların profil fotolarıyla anlatmak istedikleri

    214.
    Hiçbir şey.

    Profil fotoğrafımda ankara'da şu meşhur 7.caddenin oralarda marco pasha diye bir kafenin ilersinde( adı aklıma gelmiyor şu an) hoş bir kafe vardi, starbucks benzeri. Gece kapanana kadar orada oturmuştuk, dışarda. Aylardan şubat bu arada. Üşüdüğüm yüzümden belli oluyor. O fotoğrafı gördükçe aklıma o gün geliyor ve o günü hatırlamayı seviyorum.

    Kafenin adı arabica'ymış.
    4 ... louisa clark
  • lana del rey

    1006.
    Benim için önemli sanatçılardandır lana del rey. Bugün "lust for life" albümünü baştan sonra nihayet dinleyebildim. Aradan 1 yılı geçkin süre sonra dinlememin sebebi albümdeki bir iki şarkı hoşuma gitmeyince tamamını dinlemeyi ertelememdi. Her neyse, uzun bir enrty yazacağım çünkü dediğim gibi benim için önemli bir insan.

    Lana del rey'i 2012de daha henüz lisede öğrenciyken "blue jeans" ile tanıdım. Peki nasıl tanıdım? 2012de ayrıca tumblr'ı keşfettim.Bir yandan nasıl bir şey bu tumblr diye çözmeye çalışırken bir yandan da yabancı tanındık bloggerların bloglarında geziyordum. Sonra çok hoş bir bloğu baştan sonra inceledim. o esnada müzik çalarından sırayla şarkılar çalıyordu. Blue jeans çalmaya başladığında duraksadım sonra youtube'a anlamaya başladığım sözleri yazıp lana del rey'in adlı bir sanatçının söylediğini öğrenip indirdim. Şuraya tumblr hesabımı da bırakayım belki incelemek isteyen olur:

    http://wearenothingmorethandust.tumblr.com

    gerçi artık çok sık giremiyorum. neyse, blue jeans'i o kadar çok sevmiştim ki ondan başka şarkı dinleyemez olmuştum. o sıralar ayrıca ilk sevgilim olacak kişi ile tanışmıştım. ve tabiiki keşfettiğim mükemmel şarkımı onunla da paylaşmıştım. şarkıyı paylaştığımın ertesi günü okula gitmeyip takılacaktık. baktım üstünde beyaz gömlek altında mavi jean, yanıma gelince de şarkıyla ilgili hoş bir espri yapmıştı. okulda sevmediğim bir ders olduğunda kulaklarımı hırkamın içinden geçirip gizli gizli dinlerdim albümündeki sevdiğim şarkıları tek tek. born to die, national anthem, dark paradise,radio, summertime sadness, this is what makes us girl(sweet sixteen eheh),video games,bel air... sevmediğim hiçbir şarkısı yoktu! sonra ilk sevgilimle ayrılık günü gelip çatmıştı. ben tabiiki lana del rey'e sarıldım. ride'ı dinleyerek ağlıyordum. şimdi gülerek hatta kahkaha atarak hatırlıyorum o anılarımı.Lana del rey'i tanıyalı 6yıl geçti ve müzikleri beni hala o anılarıma götürür, sanki daha dün yaşamış gibi anımsarım.

    lana del rey ayrıca kırmızıyı bana daha çok sevdiren, bende tutku haline getiren insandır. bana hep kırmızı hatırlatır.

    lust for life albümünde en çok 13 beaches ,white mustang ve groupie love'ı sevdim. a$ap ile olan düetlerini pek sevemedim.

    sen her zaman müzik yap, seni çok seviyorum çiçek kadın!
    lana del rey
    6 -2 ... louisa clark
  • özlenilen şeyler

    20.
    Yağmur. Aslında kendimi hep güneşli günler seven, denizden çıkmak istemeyen ve yağmuru sevmeyen biri sanardim -ki beni tanıyanlar da bilirler yağmur çok sevmediğimi- ama pek de öyle değilmişim. Aradığım huzuru yağmurun rüzgarında ve sesinde bulduğumda fikrim değişti. Kafamdaki düşüncelerin şiddetiyle gök gürültüsünün şiddeti senkronize oluyor ve böylece mutlu oluyorum. Keşke şimdi yağmur yağsa ve günlerce dinmese.
    5 -1 ... louisa clark
  • gerald s game

    6.
    Stephen king'in romanindan sinemaya uyarlanmış psikolojik/gerilim turu film. Evlilikleri ve cinsel hayati pek parlak gitmeyen bir çiftin ilişkilerine heyecan katmak amacıyla ve yeni şeyler denemek için (fantezi, kelepçeler bilindik şeyler) etrafında hiç komşularin olmadığı göl evlerine gitmelerini ve devamindaki olaylar anlatilir.

    Oncelikle ben bu filme tek kelimeyle bayildim. Oyunculuk, kamera açıları, gerilimi hissettirmesi, hikayenin içine seni çekmesi muazzam.

    --spoiler--
    Gerald karisini yatağa kelepçelemiştir ve cok gecmeden kalp krizi gecirip ölür. Yatağa o şekilde kelepçelenen jessie ise ne kadar bağırsa da kimseye sesini duyuramaz. açlıkk ve susuzlukla savaşirken bilinci kendine oyunlar oynamaya başlar ve ne gerçek ne gerçek değil kestiremez. Insani en çok etkileyen kısım da budur zaten. Bir yandan da jessie'nin cocukluğuna inip hafızasından silmek istediği kötü anılari görürüz.
    --spoiler--

    Bence psikolojik/gerilim tarzi film seven her insanin izlemesi gereken çok güzel bir film. Puanini hak ediyor.
    gerald s game
    4 ... louisa clark
  • az bilinen görgü kuralları

    197.
    Teşekkür etmek.

    Aslında bayaği bilinen bir görgü kuralı ama çogu kişi bunu yapmaktan aciz.

    Konuşurken göz teması kurmak, karşindaki bir şey anlatırken telefona gömülmemek.
    Yemek yerken tabağın içine girecek kadar eğilmemek. Mümkünse dik durun kolunuzla yemeginizi ağzınıza kadar kaldirabilirsiniz.
    16 -3 ... louisa clark
  • yeni şeyler getiriyorum